Son Kavga
Salonda kanepeye uzanmıştı. Zil çaldı. Gidip kapı deliğinden baktı. Yürüyen bedeniydi ancak aklı hâlâ telefondaki kelimelerdeydi. Silâh sesi duyuldu. – Mert Bey aşağıya inseniz iyi olur. O ise bunu hiç duymamış gibi kapıdan uzaklaştı. Onu bir endişe çağırıyordu. Sokağı inleten ses kulaklarında çınlıyordu. Yüzündeki donuk ifade, bir katilin son kurşun çıktığında hissettiği kurtuluşun ve pişmanlığın resmini çiziyor, çelimsiz hali uzun hırkasından irin gibi süzülüyordu. Ayaklarını yerde sürüyerek mutfağa geçip kaynayan çaya bakışlarını dikti. Hareketlerindeki yavaşlıktan, dağınık saçlarından vazgeçilmiş bir hayatın perişanlığı okunuyordu. Ne de olsa insanlar bir konuşmayla onu bırakabiliyordu. O kendini bırakmıştı çok mu? Ayrıca bu ses, düğünde havaya sıkılan bir mermi ya da havai fişek sesi olamaz mıydı? Tek bir ses ile kendini anlam fırtınasının içinde buldu. Tamamen zıt düşünceler şimdi beyninde şimşek gibi çarpışıyordu. Bu muhavereden çıkıp merakını dindirmeliydi. Ruhunu kemiren sıkın...