Hasan bey yoksulluk kuraklıkla imtihan edilse de hiçbir zaman mağrurluğunu yetirmemişti. Çobanlık yaparak kazandığı paralarla, evlenmiş ve altı çocuğu olmuştu. Hepsi birbirinden güzel, hepsi canından bir parça. Ama içlerinden biri başkaydı. Ömer! Ömer’in çocukluğu okulla, bahçeyle, hayvanlarla geçti. Babasına yardım eder, güç verirdi. Bağa bahçeye hayranlığı da o yıllarda başladı. Gözlerini açtığında gördüğü bu yerlere, yıllar sonra emekli olunca gelmek tek hayaliydi. Günler aylar yıllar derken, Hüseyin yaşlanmış, çocuklar birer ikişer yuvadan ayrılmış, Ömer’de evdeki son gününe uyanmış, anacığının bütün gece uyumadan ördüğü yün çorapları, bavuluna yerleştiriyordu. Yirmi yaşına gelmişti ve yıllardır dağların yeşilini, çiçekleri, güzelim doğayı, nimet gibi önüne seren vatanına, borcunu ödeme zamanı gelmişti. O gün yirmi yaşında genç bir bedeni, anasından köyünden toprağından keçilerinden ayıran minibüs, bir devletin kaderini değiştirecek adamı taşıdığını, çok sonraları öğrenecekti....