Kayıtlar

MÜEBBET

Müebbet yemiş ,aklımın karanlık odalarında Gözlerimden gönlüme işleyip,içimi aydınlatan sima Bir gülüşünle adeta sevgi bahçesine döner dünya Kapamış kepenkleri gönlüm,saklanır kapılar ardına Kabul görmez artık,senin olmadığın hiçbir sevda Çırpınır durur kalbim,acaba yeni mi çıktı kozadan Yoksa yavru bir kuş mu?her an uçuverecek yuvadan Sensizlik başabela,gönül dayanmaz ki yokluğuna Hep yanımda kal olur mu?Mahrum bırakma beni sevdadan İSMAİL BÜYÜK

ÜŞÜR BİR YABAN CEYLANI

Üşür bir yaban ceylanı Sessiz ve sensiz Sözcüklerin karlı dağında. Donuk gözlerinde Boncuklaşmış  anlamsız Bir bekleyiş. Dünden kirpiklerinde asılı  kalmış Kelimeler. Nefesinde saklı yılların çaresizliği Kimsesiz çocuklar misali. İnceden yağar hüzünlü bir kar Titreyen yüreğine. Unutulmuş baharların akşamında...                              Kenan KERİMOĞLU

ANNE ŞİİRİ

Emeklerinin karşılığı ödenmez Sevgin, bakışın tükenmez İşte; ayakların altındadır cennet İşte; yönelmiş gülüyor sana fazilet ... YUSUF ARI

Garip Bir Gezginim

Garip bir gezginim. Heybem sensizlikle dolu. Sırtımda yamalı bir sevda hırkası. Dilimde eski bir sen türküsü. Alır uzunca yol sisli gözlerim. Beynimde takılmış prangalar Sana dair umutsuz kelimelere Yürür yorgun adımlarla. Dağlanmış bir yürek. Hatıraların diyarında...         Kenan KERİMOĞLU

SUSAN GÖLGE

Gecenin sessizliğine gider adımlarım Aşığın inlemelerine benzer nefesim Gecenin karanlığı kaçar, ben kovalarım Sabah olmasın diye Sessiz bir karanlık içinde kaldım Sustukça karanlığa gölge olmak için Servet ÖZAKAN

SON EREK

Zemzem olsa temizlemez bu küfrü Zivtleşmiş ruhları lavla yıkamak gerek Tesbihin tanelerine eklemezsek hem dünü hem bu günü Toprağa gömmek lüzümsuz Bir kara boya çalıp renklerini söndürmek gerek Temeli çürümüşse binanın Gökyüzüne uzanmak için yeni bir temel gerek Sağır olmunmuşsa dünyanın bütün seslerine Kulaklarımızı kapatıp kalbimizle duymak gerek Güneşi batmışsa dünyanın Aya kadar çıkıp oraya bir kıvılcım atmak gerek Gün olmuş, çalmışsa kibir vefaya galebe, Uzanıp ayak uçlarında Yükselerek arşa kadar Yıldızlara çarparak parçalanmak gerek. MESUT KALKAN

GÖNÜL

Gönlüm davalı bu sevdadan Kelimler kamçı vuran birer savcı İrin dolu kazanların, karıştırır kazancı Sanmam sağ çıksın günahlarım bu yangından Vur tırpanı cellat, ayır vesedi baştan Bu sessizlik ağır Ağır bağırdıkça ses alamamak taştan Zaman zor, gölge korkar olmuş karanlıktan Öyle ki vicdan kurumuş, çatırtı geliyor ağaçtan Uğraşma sen de boşuna gönlüm Ölenler kurtuldu, sen kurtulamayacaksın atıldığın bu karanlık kuyudan MESUT KALKAN

UNUTMUŞUM

Öyle her şey gibi, herkes gibi sıradanmışsın Ben büyütmüşüm seni gözümde Ben var olduğum sürece Senin de var olduğunu unutmuşum ÖZER ESER

ANLA!

Bir hikayeye başladım ayrılığımıza dair. Bırakmalarını satırlara  nakışlamanın en başında bırakma beni. İçimde bir boşluk büyüyor. Mavi gözlerin gibi. Gökyüzü kadar. Bu boşluğu yamamaya yetmez lisanım. Kirli çöp kutusundan pis kokusu yayılır sensizliğin. Belki ölürüz ikimiz, ucuz bir aşk hikamyesinin sonunda. Çürük elmaya benziyor sana dair mısralarım. İçinden kurtçuklar çıkan. Kızıl menekşeler donatırdın baharın hatrına. Küçük bir kedi gibi kıvrılırdım. Yağmurlu havalarda kuytulara. Sanırdım... Islanırsam balık olurum, Masmavi bir çift okyanusta. Bir kelebek doğurudum sancılarla Yırtık kozalarımdan. Pollyanna'dan çaldığım tebessümlerim, Elma şekeri olurdu, kimsesiz bir sokak çocuğunun ellerinde. Hangi yürek seninle süslendi bu kadar. Yaşam oldum, yaşlar dolan gözlerimle. Yaşlarım geçti sevmelerle. Beni anla. Ablamın bir şiir defteri vardı. İçinde sevgiliden hediye güller kaldı. Hep kuru güller gibi kalmışsın zihnimde. Sanırdım... Gözlerimin bebeklerin...

BERRAK GÖKLERİN TANTANASI

Yaslandım tarlaların sarısına ,yıldızların tozuna Irmaklara indim susuz yazlar gibi çökertilmiş dağlarla Kaçırılmak için ,göz ederken en güzel düşlerim uzaklara Kirlenir dünya ,kımırdarken gözbebeklerim yalnızlığımla Bir karanfil durur göğsümüzde ,katran acıları çağırırda Çeltik tarlalarınında yürürüm kelebekler görürüm su kenarında Dinleyin bu kırgın sevgiyi karla örtüldü cezaevleri görüşmecim gelmedi Ellerim üşüdü tutamadım,söğüt gölgesinde uyumaktan bu yılgın kahkahalardan bıktım Dayanacağım şehrin çırpıntısına ,hergün mevlidler duyuyorum evlerden Savrulan ölüleler gibi korkular beklenir artık baygın kokular sahaflardan Radyolar susmuş,rahlelere dirlik vurmuyor bu yelkovandan Yerine gelmedi giden günlerimiz ,kan sıçradı beyaz sayfalara iki mısra arasına Kimsesize söylemez kıyamlar ,bilinmedik söylemleri gülümserken bir cami avlusunda Cesaret bularak tomurcuklardan ,kalktım bir dağ evinden yola çıktım ay ışığında Ve geceyi korkuttum şehrin silüetiyle üstüne yürüd...

AŞK

Soruyorum size aşk nedir? Bir duygu mu? His mi? Düşünce mi? Bilgi mi? Bağlılık mı? İtaat mi? Sadakat mi ? Peki kime aşık oluruz? Anneye mi? Babaya mı? Yoksa bi erkeğe veya bir kadına mı? Ya da saltaya,çorbaya veya tatlıya mı?       Yüzyıllardır aşk hikayeleri anlatılır. Hatta bir çok efsane de mevcuttur. Mecnun mesela çöle düşmüştür Leylası için. Veya Ferhat şirine  kavuşmak uğruna dağları delmiştir. Daha Kerem ile Aslı ; Arzu ile Kamber ; Asuman ile Zeycan ve daha niceleri. Peki  yazılı kaynaklarla ve bu sözlü anlatımlarla mı sınırlı aşk? Değildir elbette. Bundan binlerce yıl öncesinde aşk yok muydu? Veya daha öncesi. Hatta en başında. İlk insana kadar gidersek yani. O zamanlarda aşk yok muydu? Sonradan mı öğrenildi? Yoksa insanoğlu varolduğundan beri var mı? Içgüdüsel mi yani fıtratımız da mı var yoksa zamanla mı öğrendi insanoğlu? Genel bir kanı vardır. Bir kadın bir erkeğe veya bir erkek bir kadına aşık olur değil mi? Mesela Mecnunun Leylası var...

AZİZİYE TABYALARINDA BİR DESTAN

Herşey küçük bir ışıkla başladı. Kör ve kuytu karanlıklardan gelen hükümran düşüncelere meydan okur adına yandı ışık. Zulmün pençesinden bir çocuk çığlığı yükseliyordu ve açtı kundaktaki bebek. Tüm evrenin kulaklarını sağır edercesine bir gürültü koptu toprak damlı evden. Mehmetim bugün tarih yazıyordu, Aziziye Tabyalarında. Yüklenmişti hatun öküz arabasına tüm çıplak ayaklı çocukların hayallerini vede umutlarını. Cepheye taşıyordu bir mermi ve altında donmakta olan bebeği. Yarınlar verebilmek adına bir mücadeleydi derdin adı bugün. Sert ve soğuk rüzgarlar esiyordu memleket semalarında. Kalabalık bir gürültü koptu uzaklarda. Başlamıştı top atışları ve bir destan yazılıyordu kırmızıya çalan kentte. Peşi sıra düşenler ve onları izleyenler… Bu gece ne zaman sabah olacaktı anne? Ay uydusu değil sanki katabasanıydı dünyanın. Şafak sökmek bilmiyor ve gözyaşları dinmiyordu. Selalar yükselirken minarelerden bir ses vardı kulaklarda. Essalatü hayrün minen nevm. Namaz uykudan hayırlıdır dedi o...

Bazı Sonsuzlar Başka Sonsuzlardan Büyükt­ür

Anlamsız gibi gel­en anlar yine... Ney­in nesi belirsiz umu­tlar,boş hayaller. Kaçınılmaz son: karar­sızlık. İşte yine en başa dönüyoruz. Hani şu her şeyin belir­siz olduğu anlara. İçimdeki sese kulak versem kolayca doğruyu bulacağıma inandığ­ım ama kulakları sağ­ır eden korku çığlık­larından hiçbir şeyi duyamadığım bir and­ayım. Yalnızca bekli­yorum, adım atmaktan değil düşmekten kor­kuyorum.    İnsanın en iyi il­acının yazmak olduğu­na inananlardanım. Yazmak insanın kendini en çok duyabildiği andır sonuçta. Peki ben ne duyuyorum? İçimde bir şeyler hay­kırıyor bana doğruyu göstermek için. Oysa tek yaptığım duyma­maya çalışmak. Adıml­arımın bunca düzen tutmazlığı yıpratıyor beni. Ne yapsam çar­esiz sanki.    Aslında, gayet iyi biliyorum yapmam gerekeni. İtiraflar neden bu kadar zor? Beklenen hep en bekle­nmedik anda geliyor. Sanırım en büyük so­run bu. Beklenmeyen olaylar heyecandan çok pişmanlık veriyor insana. Yine de olu­msuzlukları fırsata çevirebilir miyim? ...

GECELERİM

Sevdamın en saf ve temiz halidir geceler­im. Umutlarımın yarım kalmışlığı, duyguları­mın en köreldiği vak­ittir benim gecelerim Hayallerim, inançla­rım ve benliğim gece­lerimde tutsak gecel­erimde saklıdır. Kaybedişlerim, vazg­eçişlerim hep gecele­rimde gizlidir. En güzel vakitlerim­de gecelerimdir beni­m. Özlemlerim, haykırı­şlarım, iç çekişleri­m, dibe vuruşlarım. Hep gecelerime aitt­ir. Müziklerim, şiirler­im, hatta göz bebekl­erim bile gecelerimi­ndir. Gecelerim beni bıra­kmaz bende gecelerim­i. Onlar beni sarıp sa­rmalar. Ben ise onlara komş­uluk ederim. Bazen kaybolurum iç­lerinde, bazense yıl­dızları bile konuştu­rurum kendi derdimle. Gecelerime haddinden fazla değer verir. Haddinden fazla sev­erim onları. Nedenide bellidir ben onları dinlerim gecelerimde beni. Fazlasıyla severim anlıyacağınız gecele­ri. Neyse, sigaram gece­me sarılmamı istiyor. Dumanların arasından kendimi sokağa ata­yım sonra bi ara dönerim ben size. TAHİR GÜNAYDIN

30 KURŞUN 1 ŞEHİT

Resim
Hasan bey yoksulluk kuraklıkla imtihan edilse de hiçbir zaman mağrurluğunu yetirmemişti. Çobanlık yaparak kazandığı paralarla, evlenmiş ve altı çocuğu olmuştu. Hepsi birbirinden güzel, hepsi canından bir parça. Ama içlerinden biri başkaydı. Ömer! Ömer’in çocukluğu okulla, bahçeyle, hayvanlarla geçti. Babasına yardım eder, güç verirdi. Bağa bahçeye hayranlığı da o yıllarda başladı. Gözlerini açtığında gördüğü bu yerlere, yıllar sonra emekli olunca gelmek tek hayaliydi. Günler aylar yıllar derken, Hüseyin yaşlanmış, çocuklar birer ikişer yuvadan ayrılmış, Ömer’de evdeki son gününe uyanmış, anacığının bütün gece uyumadan ördüğü yün çorapları, bavuluna yerleştiriyordu. Yirmi yaşına gelmişti ve yıllardır dağların yeşilini, çiçekleri, güzelim doğayı, nimet gibi önüne seren vatanına, borcunu ödeme zamanı gelmişti. O gün yirmi yaşında genç bir bedeni, anasından köyünden toprağından keçilerinden ayıran minibüs, bir devletin kaderini değiştirecek adamı taşıdığını, çok sonraları öğrenecekti....

YAKAMOZA AŞIKSAN

Bir şiiri sevmişsen, ­yazdıranı es geçme. Övgüye mazhar olan, ş­air değildir Cânâ! Yakamoza aşıksan, şem­s'i görmezden gelme. O ışığın sahibi, kame­r değildir Cânâ! Kalbine düşen aşksa, ­meşkle yeksan olmasın­. Tutulmuyorsa dilin, d­erdin beyan olmasın. Sırrını sırra anlat, ­sırdaş ayan olmasın. Sır diye beklediğin, ­haber değildir Cânâ! MUHAMMED CAHİT KAYA

BİR GECE VAKTİ YİNE

Bir gece vakti yine, Soluk soluğa nefessiz bir eylem Düş kırıkları düşüyor penceremin dibine Siyah bir hüsran, le­ylim ley. Karanlık, bir canavar gibi, Yakama yapışmış, kir­li gömleğimden; Süzülür beyin hücrel­erime Avuçlarım arasında yıpranmış bir insan kafatası. Soluk soluğa bir gec­e, Mutluluğun mavisi ve öfkenin siyahı. Bir bütün ile dönüyor evren, Yalnızlık şarkısı sö­ylüyor oysa rüzgar. Kapkaranlık ay, Belli belirsiz simal­ar, Uğultusu hiç dinmiyor acının. Umudu hiç ölmüyor ka­lbimin. Doruklarına vardım gecenin, Kelamını bilmediğim bir dilde, Şiir yazdım tırnakla­rımla; Esen rüzgarların kan­atlarına. Geriye tiz bir Bağla­ma sesi, Geriye sağır bir sev­gili. Geriye siyah bir hüz­ün, Geriye bir ben kaldım geceden. SERDAR YILDIRIM

TUT Kİ BİR CENAZE YA­LNIZLIĞI...

Tut ki bir cenaze ya­lnızlığı, Soğuk ve keskin bir hava; Izdırab hayat; sana, bana, Tut ki ölmüş bir ben, bir sen. Neye yarar sevgi, Ölümsüz değil ise eğ­er. Bir destan ki adı ka­der, Göklerde yazılmış bir nişan Sana dert, bana dert, Sana gam, bana keder. Tut ki bir gece ayaz­ı, Gözler de buğulanmış bir hüzün. Tut ki bir yalnızlık feryadı Kulaklar sağır, gözl­er amâ. Denizin mavisi gibi gök, Oysa hepsi birer ald­atmaca. Sonu ölüm sonu gam, Sonu keder; Sonu sağır sessizlik, Sonu yine hüsran. Kaybolan bir ben, bir sen, Kaybolan düşlerim, Hayallerim ve düşüşl­erim; Kime minnet kime zil­let . SERDAR YILDIRIM

HAYATIN PAYI

Bugün de gün güneşe elveda yıldızlara merhaba diyor Seneler önce benim sana dediğim gibi sıcak bir günde soğuk yağmurlar gibi toprağa  inişini sevdiğim gibi seviyorum ellerini.. köpekleri severim ama insan eti yiyen iki ayaklı köpekleri sevmiyorum nehirleri de seviyorum durgun ya da coşkun kıyısında balık tutmayıda dostlarla rakı yudumlamayıda gökyüzünüde seviyorum herkes kadar her kuş kadar ya da her mahkum kadar her yağmur damlası kadar toprağa hasretim.. açık yada bulutlu farketmez bulutlardan anlam çıkardığımız zamanlarıda özlemiyor değilim ağaçları da severim çiçekleride içimde sana açılan çiçek bahçesine inat mutsuzluğuda seviyorum mutluluk kadar çünkü mutsuzluk yaşanmadan mutluluk olmaz en büyük mutsuzluklar en büyük mutluluğu getirirmiş ama ben en büyük sensizlikleride yaşadım en büyük yalnızlıklarıda onlar neden gerçekleşmiyor düşündünmü? Issız bir yere ilk defa gidişimdeki saflığı şaşkınlığı yalansız yalnızlığı yaşıyorum içimde Sensizim hasretim ...

TEŞEKÜRLER...

Yazılarımızı sosyal mecralarda paylaşarak göstereceğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederiz...

KAYNAK GÖSTERİLMEDEN KULLANILAMAZ.

İMZALI YAZILARDAKİ GÖRÜŞLER YAZARLARINA AİTTİR...

YAZARLARDAN OKU...

Daha fazla göster

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *

BİZİ TAKİP EDİN...

ÇOK OKUNANLAR

YAŞLI ANADAN BEŞ OĞLUNA MEKTUP

KIRILMIŞ BİR HAYAT

ASIM'IN NESLINDEN VATAN GÜNEŞİNE

GÜRÜLTÜLÜ SESSİZLİK

SEN VE BEN