Kayıtlar

B-III

Resim
Bir yıldız daha koyuldu rütbeme onsekizimde Gençtim artık remi belgelerde de Ne kadar yaşlanmış hissetsemde Çıkmamıştı bedenimden ruhum Zorlaştıkça hayat daha da sertleşti kabuğun Anladım hep zamansız olurmuş gitmeler Ölen ölür ,kalanı ıslatırmış dizeler Damla damla gözyaşları imzalarken şiiri Beni saran bir kaygıydı gelecek,muamma Hayallerim ,umutlarım,incinmişliklerim,incittiklerim Gençtim,olsun istiyordum hızlıca duam sandıklarım Sabrı öğretti önce bana yıllar Köksal Demir

B-II

Resim
Yaramaz kelimesinin hakkını veriyordum;çocuktum Çoktur betonda dizimi yaraladığı Top oynamak uğruna O zamanlar tek kadın vardı hayatımda Ve onun dudaklarındaydı şifa "Anne!" diye seslenirdim her yaralanışımda İsterdim her gördüğümü,çocuktum Ama galip gelirdi her defasında Babamın "bakarız"ları benim arsızlığıma Kıskandım olabildiğince kardeşimi,çocuktum Aslında sevgi yok olmazmış paylaşınca ,bilmeden Sonra kendimi buldum yaşama ararken neden Takvimler bir bir yaprak dökerken Köksal Demir

B-I

Resim
Anlamadım ilkin nerede olduğumu Üç gün , beş hafta ,altı ay Ve nihayet doldurdum bir yılımı Mutlu görünüyordu herkes Atarken ben ilk adımı Birbiri ardına sıralandı dakika,gün,ay Yıllarca sayıkladılar adımı Bebek oldu rolüm önce Yaşadım nedir bilmeden yaşamak Birkaç kez uyudum uyandım Bu kadardı çocukluğa terfi olmak Yavaş yavaş başlıyordu hayatı algılamak Ayıp,günah ve haramla tanışmak Köksal Demir

KAPALI HUYLAR SÜRÜLERİ

Resim
Tenhada yanık ekmek yediklerini kusarak Ağaran güne uykusunu sürüyor, her sabah Bakma kaybeden derelerin tozuna paslarla Derin yaralara su dökerek, bir de ölüm ekliyor Utanmadan, konuşuyor... İnsan, amacı imana dudak dayayıp Kalbi ile hâline zikir sızdırması elzem, Su tertemiz diye yıkanmadan evvel... Günahın noktalarına bel veriyor bir eziyet Kocaman oluyor haykırmak nafile sonra. Medeni yularını çorbaya bandırıyor Kurtlar arasında kutlama düzenini Vicdanının elinden alarak gururla Namussuzluk ve haysiyetsizlikle Gayba sürgün ediyor... Uğurlar ola! ‘Tan kızıl kan içinde o yalnız ağlayarak Hürriyete masum sunmuş, namus oluyor. Tarifsiz duygular ay ışığında uyumuş Kudretini zevkinden istiyor, bir kadeh daha... Dahası var: Karşı karşıya yaka pembe Vuslat hezeyan içinde muhalif tıynetle, Olmuş oluyor sonra, sonra ağır kokuyor. Sevdiğim ile sevgilim kaçak, düş gerçek Ya ölüm bir sonsuz ama dil eskimiş artık Cüret etmek cesaretle ...

Zülali lırlamak

Belli ki lırlamışım dostumu Siz efendiler dağında kaybettiniz akşamüstü Titanyum ektiler koltukaltıma gözlerimden Artık terlemiyorum tuz gibi ellerimden Evlerin bal konunda ballara konan kirpiler Kömürlükte yıkanan örümcek yavruları Zaten ben Belli ki lırlamışım hayatı Barlayı kıldım özlediğim çınarın arkasında Ve ayrılıyoruz cama yapışmış tozun renginden Süzülüyoruz kirli kirli bir yağmur türküsünden.. - beni tanıyamamakla mesut oldunuz. Havaalanı, tren alanı, karaalanı başka Alan alanı veren vereni satan satanı aşka -Tahtalarda aşınan cila gibi kazınıyoruz fikirlerimiz düştükçe cüzzamlı resimlere, fırlayacak ok olduk yaydan geriliyoruz gerilemekten yayları eskittik ok hedefe varmadan kopturacak yayları ben bilmezdim böylesine kara dolunayları -Afedersiniz, öldürüyorsunuz kelimeleri. Meramım sokak lambalarına taş atıp sadece karanlığı yaşamaktı belki de Her sabah gözüme perdeler indirip geceleyin uyanmaktı bir müezzin sesiyle Belki de dolanmaktı tırla...

Bitlis de Beşmi Nare

Günaydın akşamından yorgun karaşamından hüzün gibi tatlı telaşa bırakan               burun uçlarına kırmızılık    Ve elleri buz çölünde kaynatan Sabaha!                                       Gidemedi ki sesi bir gideme d'ismi iki git! Sen artık uç dudaklarımdan dökülür dökülmez fil perisi merdivenle çıktım aklın yerine...    -Arapçada yoktur ü sesi!     Afrikada bir aslan kükremeyi unutunca tüm renkler zenci kalırmış  kimse kalır yapamamış zenciler ceylan olmuşsa da böcek senciler seni bırakamamış bencilerse ben satımında yükselerek seri üretime geçmiş miş miş     -miş li geçmemiş  zaman... Küçük bir çocuk var yeşil güzeli. Bakışlarında serinlik  eriyor sesinde tedirginlik... geziyor  onda bütün alametler geliyor yine sinsi sinsi belametler   yeşil ve güz...

Sen

Ben gamlı hayatın deminde Bir garip aşk derdinde Demlendikçe sen oluyorum Bir kitap okuyorum Yaprak yaprak sen kokuyorum Anlayacaksın son sayfaya gelince Şiirlerimi oku aklına gelince Aşk bulacaksın her dizede Zaman önemli değil Ister gündüz oku ister gece Bir bulut oluyorum Gökyüzünde ruzgarlarla sevişiyor Seviştikçe damlalarca bölünüyor Gökyüzüne yağıyorum Yağdıkça sen oluyorum Toprak kokusuna karışan gülüşlerini Armağan ettiğim gokyuzuyle birlesiyor Hayallerime sarılıyor Bogulurcasina nefessiz bırakılıyorum Gülüşlerini sessizliğime katik ediyor Toprak kadar sen oluyorum

YARALARIMDAN KANIYORUM

Sessizliğin içimde bi çığlık olup Büyüdükçe büyüyor... Oysa uzun boylu sevmiştim  seni ben Şimdi bu uzun bekleyişler niye Kirpiğinde bir inci tanesisin sabahların Özlemlerini asıyorum ruhuma En yalın haliyle yokluğun sarıyor beni Nicedir geçmiyor sokağımdan Sükut-u hayalin. Bıçak sırtı sensizliğe Dayanıyorum... Yaralarımdan kanıyorum yeniden Gülüşlerin matemi yankılanıyor duvarlarda . Şimdi gecenin arazındayım Sessiz Ve Sensizliğin ortasında Tuğba KAN .

SANKİ

Resim
Sanki bir büyük şehri arşınlıyor gibiyim. Bundandır yorgunluğum, durgunluğum bir nebze. Dünyada nazar ettiğim her yeri, beynime nakşetmek için tekrar tekrar dönüp bakıyorum. Bakıp hafızama kazıyorum. Sonra geriye istemsiz bir dönüş yapıyorum. "Ah!" diyorum. Geçici olana bağlanmak boşa, "kalıcı" değiller ki. Namluyu görüp kaçmak mı yoksa "batıp gidenlerin" gölgesine tutunup aslolana varmak mı? Düşünürken gözlerimi maviliklere, ellerimi kelimelere sürüyorum. Gökyüzü bir aydınlık bir karanlık, Deniz bir durgun bir dalgalı, Fikrim bir sakin bir karışık… Dünyada küçük bir şehri arşınlıyor gibiyim. Sanki....

YAŞAMA TUTKUSU

Resim
Önce bir ateş, bir alev can özüm. Her şey usul usul yağan yağmur, Her yer altında oturduğumuz söğüt serinliği Temiz bir kağıtta dans eden mısra Her şey aşka bir çağrı, Her şey bahar dallarında hayat bulan bir çiçek Önce bir ateş, bir alev can özüm. Önce her şey sol yanımda bir şiir. Sonra perişan yalnızlıklar can özüm, Puslu gerçeklerin ucuna asılmış Şüpheli ölümler gönül saraylarında. Her şey sır olmuş sevgilerle örülü Yabancı kapıları çalan el, Her yer katar katar turnaların, Terk ettiği yıkılan kaleler. Sonra aniden çıkan rüzgâr gördüm can özüm. Sonra yeri göğü yırtan martı çığlıkları… Önce bir fırtına, bir karanlık can özüm. Kopkoyu sis içinde kaybolan yollar. Islak şarkılarda demlenen yıllar. Her şey bir ağıt havasında eğri büğrü, Kör, topal… Her şey iliklerime işleyen yalnızlık Ve her yer hikâyenin en acıklı yerinden Damla damla sızan kan. Önce uğursuz bir hüzün çöktü can özüm. Önce her şey bir baykuşun pençesinde...

BASIN YAYIN SANAT EDEBİYAT ŞİİR DÜNYASI'NDAN KISA KISA DUYURULAR...

Merhaba, Silgi Şiir Dergimiz 77. sayısıyla sizlerle... Şiir en güzel armağandır, kendi adres listenizle de paylaşabilirsiniz. Gelecek sayıda yayınlanmak üzere; "Kötü şiiri nasıl tanımlarsınız?" konusundaki kısa görüşünüzü bekliyoruz. Şiirle ve sevgiyle.(28 Mart 2020 Cumartesi-17.09) Mehmet Büyükçelik (Silgi Şiir Dergisi Sahibi) İzmir E  Posta.buyukcelikmehmet@gmail.c om ****************************** ****************************** ****************************** ****************************** ****************************** ****************************** ** KORONA ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ HAZIRLANIYOR;ŞİİRLERİNİZİ, sahilyayinevi@hotmail.com  ADRESİNE GÖNDEREBİLİRSİNİZ. KATILIM ÜCRETSİZDİR, İŞTİRAKÇİLERE BİRER KİTAP HEDİYE EDİLECEKTİR. GONCA AYDEMİR ÜNAL (SAHİL KİTAP YAYINLARI İMTİYAZ SAHİBİ) ANTALYA ****************************** ****************************** ****************************** ****************************** ****************************** **********...

KÖTÜ VE İYİ

Kötülere kötülüklere büyüteç takip büyütmeyi çok iyi biliyoruz. İyilikleri ufaltıp kuşlara yediriyoruz.   Gün gelip andıklarımız ve düşüncelerimiz gerçekleşince ne oldu bak haklıyım diyoruz. Sen dilediğin için mi Allah verdi. Allah verdiği için mi sen dillendirdin.   Sorarım sana ey gafil insan doğumun bile mucizeyken, hiç mi inanmazsın mucizelere, güzel günlere vakit imanını sorgula. Teslimiyet nerede, nerede imtihan sırrı?   Kendi yarattığın cehennemden kurtulmak için her çırpınışın, daha çok yakmaktır ateşi. Farkına var, olma celladı sana verilen emanetin. Konuştukça dilinle saçtığın zehire bak.   Şimdi söyle kim senin düşmanın?

Yansımalar

Aslında hayatta karşılaştığımız her şey birer yansıma.Işığın kırılması ve gözümüze gelme açısıyla gördüğümüz her şey ama her şey aslında gördüğümüzü sandığımız hayallerdir. Asıl görme kalpte başlar.Hani derler ya kalp gözü diye işte o dedikleri aslında bizim gerçek gördüklerimizi oluşturur. Mesela Aşık Veysel gözleri görmediği halde gönül gözü açık bir usta.Güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa der Veysel.Ama o güzelliği gözüyle değil gönlüyle seçer. Küçük Prens de bu konuya şöyle değinir: Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez. Bir kitabın kapağına bakarsın beğenirsin ve kitabın kapağı kadar güzel olduğunu sanırsın.Ama okudukça yanıldığını anlarsın.Kalbinle kitaptaki kelamlari hissedemedikten sonra o kitap sana hiçbir şey katmaz. Yani demem o ki bir kişinin veya nesnenin dışına bakıp aldanmayın.O kişiye gönül gözüyle bakın.Konuşmasını,davranışlarını inceleyin o zaman gerçekten görmüş ve hissetmiş olursunuz.

Görelim Rahmân neyler

Ben olup vardım yola Yoldaş istedim nefsim ola Cefa gördüm sabr ola Görelim vuslat nice eyler Sağ yanımda ceviz bula Sol yanımda üzüm bula Önümde dünya ola Görelim nefs   neyler Bir o yana el uzattı Bir bu yana el attı Ağaçlar diken olup kanatti Görelim yoldaş neyler Yol istedin serildi sana Yoldaş aradın vardı sana Rahman buyurdu hak söz ola Asi olup düştün hicrana Nefsin bir  oldu şeytan ile Cefa ile düşündü hile Dem bu dem demeden Yürüdün istikbale Görelim hak ne eyler

İYİ HALT ETTİN

Resim
Gittin ya, Beni böyle sersefil bıraktın ya Helal olsun sana helal olsun. Şimdi senden geriye kalan sadece bir hiç Ne bir haber bıraktın ne de bir mektup Oysa, Uykusuz gecelerin zemheri sabahları, Kilometrelerce yürüdüğümüz günlerin yorgun akşamları Ve bir şiir tadında içtiğimiz, O sahil çayları olmalıydı geride değil mi? Yani geride bir sevda kalmalıydı. Ve bir umut güneşsiz günlere inat … Geride bir sen kalmalıydın ve bir de ben Aşksız karanlıkta göz kırpanlara inat… Ama sen kolay olanı seçtin be gülüm Gittin ya, Beni böyle sersefil bıraktın ya Helal olsun sana helal olsun. Şimdi bir adın bile kalmadı geride. Ne o yorgun akşamlar Ne sahildeki çardakta içtiğimiz akşamüzeri çayları. Şimdi senden kalan sadece bir hiç Suskun martılar kaldı geriye Küskün bir deniz, Bitmemiş bir şiir, Yarım kalmış bir sevda… Gittin ya, İyi halt ettin… Şiirbaz 19. ŞUBAT.2015

KARANLIK YOLUN SONU

Resim
Karanlık bir yoldayım ellerim cebimde Kafamda bilinmez bin bir düşünce Bir köpek havlama da ta uzaklarda Kediler çöplükte boğuşmada Herkes ayrı telde herkes isyanlarda Evin birinden kadın çığlıkları geliyor Adam belli ki karısını dövüyor Kurtar Allah'ım kurtar diyor Gülüyorum… Durup bakıyorum gökyüzüne Zamanı gelince diyorum Zamanı gelince Tanrım Götür beni ebedi evime.  Karanlık yolun sonundan Ellerim cebimde  Geldiğim yöne doğru yürüyorum… Şiirbaz Mayıs 1982

İSTERDİM Kİ

Resim
İsterdim ki kendi gözlerimle göreyim Kendi ellerimle dokunayım sevilere İsterdim ki yalnız ben bende olayım Ama olmadı yapamadık be sevdiğim Memnun olduğum gibi değil Memnun olduğun gibi yaşadım… İsterdim ki kendim konuşayım susayım  Kendim üzüleyim en çok kendim yanayım Her geçen gün sensizliğime isyan edeyim Ama olmadı yapamadık be sevgili Memnun olduğum gibi değil Memnun olduğun için yaşadım… Şiirbaz EYLÜL 1993

EMEKÇİ MEHMET

Resim
Yağmur demez çamur demez kazma elinde Bir baş soğan bir dilim ekmek bağlı belinde Bir de öyle yanık türkü dolanmış ki dilinde Garibim Mehmet, Emekçi Mehmet… Uzun zaman bıkmadan seyrettim onu Nereye varacak bilmem bu işin sonu Kaşları çatık gülmeyi unutmuş yüzü Garibim Mehmet, Emekçi Mehmet… Hakkını yiyenleri dilerim kurtlar yesin Elbet bir gün bitecek bu nefes bilesin Emre bunu böyle yazdı beyler işitsin Garibim Mehmet, Emekçi Mehmet… Şiirbaz OCAK. 1981

KIZAR MISIN?

Resim
Yüreğin yalnızlıktan üşüdükçe Çıkar gelirim güzelliğine Gün ışığı giyinmiş o sıcak tenine Bir buse kondursam kızar mısın? Şehir üstüne üstüne gelirken Gündüze dargın, geceyle evliyken Gönül kapın açık, ama içi boş iken Gelip de öpsem seni kızar mısın? Attığın zarlar hep yek gelirken Yaşam seninle dalga geçiyorken Gözlerinde yaş, kan dudaklar bükük iken Bir buse kondursam kızar mısın? Unutulmuş aşklar sarayında neferim Unutulan aşklarımı beklerim Bir gece yıldız kayarken gökyüzünden Seni seviyorum desem bana kızar mısın? Şiirbaz 21.KASIM.1980

TEŞEKÜRLER...

Yazılarımızı sosyal mecralarda paylaşarak göstereceğiniz ilgiden dolayı teşekkür ederiz...

KAYNAK GÖSTERİLMEDEN KULLANILAMAZ.

İMZALI YAZILARDAKİ GÖRÜŞLER YAZARLARINA AİTTİR...

YAZARLARDAN OKU...

Daha fazla göster

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *

BİZİ TAKİP EDİN...

ÇOK OKUNANLAR

YAŞLI ANADAN BEŞ OĞLUNA MEKTUP

KIRILMIŞ BİR HAYAT

ASIM'IN NESLINDEN VATAN GÜNEŞİNE

GÜRÜLTÜLÜ SESSİZLİK

SEN VE BEN